Charlie Chaplin | City Lights (Şehir Işıkları)

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 30 Haziran 2009YORUMLA83 kere okundu

Bugün Charlie Chaplin’in City Lights (Şehir Işıkları) adlı filmini izleme fırsatı buldum. Filmin benim için birçok anlamda ilk olduğunu belirtmeden geçmemem gerekiyor. İlk izlediğim Charlie Chaplin filmi, hafızam beni yanıltmıyorsa ilk defa izlediğim siyah-beyaz yabancı film, ilk izlediğim pandomim filmi….

Film hakkındaki görüşlerime gelmeden önce muhteşem oyunculuk kaabiliyetini görmek için neden bu kadar geç kaldım diye hayıflanmamın sebebi Charlie Chaplin’in hayat hikayesini Türkçe Vikipedi aracılığıyla okuyalım. Eminim siz de bu ilginç biyografiyi okurken şaşıracaksınız: DEVAMI »

Bir Türkiye Aşığı: Ziya Gökalp

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 28 Haziran 20091 YORUM117 kere okundu

Türkleri silinmekten kurtaracak olan “milliyet” fikridir. Türk, Türkleştikçe kuvvetlenir.
Ziya GÖKALP

Ulu Önder Atatürk’ün, küçük yaşlardan itibaren yeni bir ülke kurma düşüncesiyle yanıp tutuştuğunu bilmeyeniniz yoktur. Peki Atatürk bu düşünceleri kimlerden edindiği bilgileri sentezleyerek oluşturmuştur? Bu düşünceler bir anda oluşmuş düşünceler midir, yoksa uzun ve yorucu okumaların ve incelemelerin sonucunda mı oluşmuştur? Atatürkçü düşünce sisteminin incelenmesine geçmeden önce bu düşünceleri oluşturan etkenlerin derin bir şekilde irdelenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

ziyagokalp

Ziya Gökalp

Atatürk askeri okul sıralarında haftasonu izinlerini sadece gezmekle tüketmemiş, fırsat buldukça yabancı dergi ve gazeteleri incelemeye çalışmıştır. Sürekli geliştirmeye çalıştığı Fransızcasıyla okuduğu bu fikir yazıları aynı zamanda hayatına yeni kavramların da girmesine neden olmuştur. Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau ve Voltaire gibi büyük düşünürlerin eserlerini büyük bir titizlikle değerlendirdiğini bildiğimiz Atatürk, bunların yanında çocuk zihninde “vatan”, “millet” ve “hürriyet” gibi kavramların oluşmasını ve yerleşmesini sağlayan Namık Kemal’i, kendini “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diye tarif eden Tevfik Fikret’i ve son olarak da gencecik bir öğrenci iken “cuma tatili” törenlerinde herkes gibi “Padişahım çok yaşa!” demek yerine “Milletim çok yaşa!” diye haykırdığı için daha o zamanlar Yıldız’a rapor edilen Ziya Gökalp’i de derinlemesine incelemiştir. Atatürk bu üçlünün düşüncelerinden etkilendiğini “Heyecan ve hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” diyerek belirtmiş ve Fikret’ten “Ben inkılap ruhunu ondan aldım…” diyerek söz etmişti. Yukarıda saydığım hepsi “çok değerli” fikir ustalarının tek tek, sayfalarca incelenmesinin geçmişimize ve geleceğimize daha aydınlık ve umut dolu gözlerle bakmak için son derece önem arzettiği gerçeği asla unutulmamalıdır. Biz de bu yazımızda adı Türkçülük ile özdeşleşen Ziya Gökalp’i mercek altına almaya çalışacağız. DEVAMI »

Hayallerimde Yaşattığım

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 31 Mayıs 20093 YORUM181 kere okundu

*yazdığım ilk hikayedir…

Çok heyecanlıydı, elleri titriyordu. Kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atmaya, vücuduna her zamankinden daha fazla kan pompalamaya başlamıştı. Nihayet hayallerinde yaşattığı kızla tanışma fırsatını yakalamıştı. O sabah erken kalkmış, dişini fırçalamış ve sonra da kahvaltı bile yapmadan evden çıkmıştı. Annesi çok kızardı kahvaltı yapmadan evden çıkmasına; ama o, yaşadığı heyecandan bunu düşünecek halde bile değildi.

Bir kitapçıda başlamıştı herşey. Polisiye roman okumayı çok sevdiği için kitapçılara sürekli uğrardı. 26 Haziranda –yani doğum gününden 4 gün önce- Ahmet Ümit’in Kavim’ini almak için kitapçıya gitmişti. Bir polisiye roman gördü mü dayanamaz, içi garip bir mutlulukla dolardı. Kimi zaman bunu bir zaafı olarak görmesine rağmen, genelde bundan dolayı kendisiyle gurur duyardı. Rafta istediği kitabı gördüğünde, yüzünde dünyanın en yüksek dağının zirvesine erişme başarısını gösteren dağcının gülümsemesine benzer bir gülümseme olurdu. Görenler önemli bir iş başardığını sanırlardı, halbuki bu gülümseme, kimilerine göre kağıt yığını, kimilerine göre ise çok değerli bir canlı olan kitaba ulaşabilmenin insana verdiği hazzın, insan yüzündeki o muhteşem yansımasından başka bir şey değildi.

İlk defa gittiği bu kitapçı çok hoşuna gitmişti. Diğer kitapçılara hiç benzemiyordu burası. Hemen girişte kasa, kasanın arkasında ise koridorlar halinde kitap rafları vardı. Kitaplar özenle dizilmiş, her rafın altında o rafta ne tür kitapların olduğunu gösteren, yoğun bir çalışmayla hazırlandığı hemen anlaşılan küçük mavi etiketler vardı. Kitapların sınıflandırılması çok iyi yapıldığı için aranılan kitap da çok rahat bulunabiliyordu. Bir dahaki sefere de yine buraya geleyim diye düşündü. Sonra polisiye romanların olduğu rafa doğru yöneldi.

Merakla beklediği kitabı eline aldığında kitabın sıcaklığı tüm bedenini kapladı. Okumak için sabırsızlandığı için hiç vakit kaybetmeden kasaya doğru hızlı adımlarla yürüdü, kasanın önüne gelir gelmez de elini hemen cüzdanına götürdü. Birkaç saniye daha bekledikten sonra nihayet sıra ona gelmişti. Kasiyer kıza kitabı uzattı. Bu arada kafasını eğmiş bir şekilde cüzdanından para çıkarmakla meşgul oldu. Kasiyer kız kitabın fiyatını söyledikten sonra kafasını kaldırıp parayı uzattı, bir an duraksadı ve yutkundu. Olamaz, dedi içinden. Kasiyer kız “fişiniz” dediğinde, çoktan dalıp gitmişti uzaklara. Fişini aldı, arkasını döndü ve yürüdü, yürüdü nereye gideceğini bilemeden…

Yemyeşil gözlerinde kaybolmuştu adeta. Deniz kenarında yürürken hep onu düşündü. Kıyıda, kayaların üstünde yosunlar gördü: yemyeşil yosunlar. Yosun gözlü dedi, yosun gözlüm dedi. O ana kadar hiçbir kıza iltifat etmemişti, şimdi ise bir anda, adını dahi bilmediği bir kıza –sanki yıllardır tanıyormuş gibi- yosun gözlüm derken buluvermişti kendisini. Bu düşüncelerle sahilde yürürken, görenlerin içini ısıtan bir tebessüm belirdi yüzünde. Yürürken aynı zamanda yanlızlığını da derin bir şekilde hissetmişti. Daha önce hiç düşünmemişti bu kadar yalnız olduğunu, bu kadar kimsesiz olduğunu… DEVAMI »

Blog Ödülleri 2009′a Katıldık

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 12 Nisan 2009YORUMLA209 kere okundu

2007 yılından bari tamamen kişisel hobi olarak yazdığım bu blog, aslında yeni keşfettiğim şeyleri geniş kitlelere ulaştırma aracımdır. Bu güzel blog ile 2008 yılında ilk defa katıldığımız (zaten yarışma da 2008′de başladı) blogödülleri yarışmasına tekrar katılıyoruz. Geçen sene yarışmanın aksayan yönlerini Blog Ödülleri 2008 Dersleri yazısıyla herkese duyurmuştuk. Bu sene Eray‘ın öncülüğünde geçen senekinden çok daha iyi bir organizasyon ve altyapı oluşturulmuş. Bilişim çağında Türkiye’nin bilişim önderlerini canı gönülden destekliyorum ve tebrik ediyorum.

Bize Blogödüllerinde oy vermek için tıklayın!

Wordpress 2.7 Sürüm Yükseltmesi Yaptım

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 29 Mart 2009YORUMLA221 kere okundu

Uzun süren bir ayrılıktan sonra siteye biraz olsun vakit ayırabildim. İlk yaptığım iş yönetim panelinde yeni sürüm var uyarısını biran önce yoketmek için sürüm yükseltmesi yapmak oldu. Yeni sürümün bütün özelliklerini deneyemedim. Fakat şunu diyebilirim yönetim paneli harika olmuş. Çok iç açıcı olmuş. İnsanın yazdıkca yazası geliyor.
wordpress

Panorama 1453 Fetih Müzesi

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 15 Mart 200917 YORUM5,749 kere okundu

İstanbul

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Tarih 29 Mayıs 1453…Bir dünya şehri alınmış, bir çağ kapanmış, yeni bir dönem başlamıştı. Zorlu geçen fetih hazırlıklarının ardından alınan İstanbul, nihayet artık Türklerin elindeydi; bir daha başkasına verilmemek üzere, sonsuza dek…

İstanbul’da yakın zaman içinde çok güzel bir müze açıldı. “İstanbul’un fethi” temalı müzeyi diğer müzelerden ayıran en önemli özelliği panoramik bir müze olması. Öncelikle panoramik ne demektir, onu belirtmemiz gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre panoramik: “Yüksek bir yerden bakıldığında göz önüne serilen geniş görünüş” anlamına gelmektedir.

Topkapı Şehir Parkı içerisinde yer alan Panorama 1453 müzesi, yaklaşık 5 milyon dolarlık bir maliyetle, 3 bin metrekarelik bir iç alana sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. İç yüzeyinde Canon’un imagePROGRAF iPF9000 adlı yazıcısından çıktısı alınmış ve baskısı için Canon marka kanvas kağıt kullanılmış olan devasa boyutta bir resim bulunmaktadır. Projede ayrıca, bu tarihi esere yakışacak nitelikte 100 yılı aşkın süre hiç eskimeden kalabilen pigment mürekkep kullanılmıştır.

Şimdi isterseniz biraz da müzenin içinde ne var, ilk girişten itibaren sizi neler bekliyor bir gözatalım. Ülkemizde özellikle öğrencilerin maddi imkansızlıklardan dolayı bu tip müzeleri gezme olananağı maalesef pek olamıyor. Müze yetkilileri de bunu düşünmüş olacak ki fiyatı minimum düzeyde tutmuşlar. Bunun da gerçekten çok işe yaradığını düşünüyorum. Çünkü öğrenciler için belirlenen 3 lira gibi bir fiyat sayesinde ziyaretçilerin ezici bir çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğunu söylesek abartmış olmayız.

Surların hemen yanında inşa edilen devasa boyuttaki müzenin, surların görünüşüne engel teşkil etmemesi de takdir edilebilecek şeylerden bir tanesi. Görüntü kirliğinin önüne geçmek için çok iyi bir çözüm bulunmuş ve müzenin büyük bir kısmı yeraltına inşa edilmiştir. Dünyada şu anda yaklaşık 30 kadar panoramik müze bulunmakta. Panoramik müzeler genellikle tarihteki önemli olayları tablolaştırmak için yapılmışlardır. En önemlileri, Waterloo Savaşı Panoraması, Osmanlı-Rus Savaşı‘nı anlatan Kırım Savaşı Panoraması, Napolyon‘un Moskova Savaşı Panoraması, Plevne Müdafaası Panoraması ve Mesdag Panoraması‘dır. Bu panoramaların çoğu, 1800′lü yıllarda yağlı boya tekniğiyle ve olayın geçtiği yerde yapılmışlardır. Müzelerin bazıları yatay olarak bazıları da dikey olarak yarım panoramik özelliktedir.

Müzenin belki de en can alıcı noktası “tam” panoramik olmasıdır. Burada “tam panoramik” ile etrafınızı çepeçevre saran ve sınırlarınını göremediğiniz panoramik resim anlatılmaktadır. Biraz önce bahsettiğimiz diğer ülkelerdeki panoramaların bir kısmı enine bir kısmı da boyuna inşa edilmişlerdir. Bu şekilde sınırlarını görebildiğiniz bir resmin üç boyutlu hissi vermesi ise oldukça güçtür. Müzede bu etkinin tam olarak hissettirilebilmesi için ziyaretçilerin 14 metre uzaklıktaki platformdan bakması sağlanmıştır.

2005 yılında başlanılan projede sekiz sanatçının yoğun emeği var. Fikrin sahibi ressam ve çizgi film yönetmeni Haşim Vatandaş aynı zamanda projenin koordinatörlüğünü de yürütüyor. Ramazan Erkut (background), Yaşar Zeynalov (figürlerden sorumlu ressam), Oksana Legka (ressam), Ahmet Kaya (storyboard), Hasan H. Dinçer (bilgisayar uygulama), Atilla Tunca (maket) ve Murat Efe (bilgisayar uygulama)’nin de görev aldığı bu müze Türk sanatçısının, imkân verildiğinde neler başarabileceğinin çok açık bir kanıtı olarak önümüzde durmaktadır.

Merdivenlerden çıktıktan sonra gördüğüm manzara karşısında adeta şok olmuştum. Önce yutkundum, gerçek mi diye bir bakakaldım. Etrafımı çepeçevre saran atmosfer sayesinde kendimi Bizans surlarının Fatih’in toplarıyla dövülmesininin canlı tanığı olarak hissetttim. Eminim siz de ziyaret ettiğinizde bu şekilde bir şok olma süreci yaşayacaksınız. Müzeyi ziyaret edip de eve geldikten sonra yaptığım ilk iş müze hakkında internette yer alan yazılara bakmak oldu. Müzenin resmi internet sitesi olan panoramikmuze.org’a girdiğimde, sitede yer alan tanıtım yazısı yaşadıklarımın birebir tercümesi olmuştu adeta. DEVAMI »

Enerji Arayışları ve Güneş Arabaları

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 01 Şubat 20092 YORUM544 kere okundu

Sürekli olarak küreselleşmenin etkisi altında kalan dünya, otomobillerin vazgeçilmezi, benzinin hammaddesi olan petrolün tükenmeye yüz tutmasıyla birlikte artık yeni enerji kaynağı arayışlarına doğru yönelmektedir. Arayışların altında yatan sebeplerin başında petrolün giderek azalması ve her geçen gün artan otomobil sayısıyla doğru orantılı olarak artan çevrenin kirliliği gelmektedir.

Bu arayışlardan ilki hidrojenle çalışan otomobillerdir. Hidrojenle çalışan içten yanmalı motor verimlilik açısından pek bir iyileştirme getirmemesine karşın, yanma ürünü olarak su buharı ürettiği için çevreye en az zararı veriyor. Bununla birlikte hidrojenin dağıtımı ve depolanması problemi kullanış açısından bir dezavantaj yaratmaktadır.

Hidrojenle çalışan otomobillerin yanında bir de elektrikle çalışan otomobiller vardır. Hidrojenle çalışan otomobillere göre daha fazla verim elde edebildiğimiz elektrikli otomobillerde en büyük sorun, elektriğin depolanması problemidir. Elektrik, yüksek güce sahip akülerde depolanır. Bu yüksek güce sahip akülerde karşılaşılan en büyük sorun, çabuk bitip, uzun sürede dolmasıdır. Bu da beraberinde elektriğin hareket halindeyken üretilmesini zorunlu kılmıştır. Elektrik metanol veya hidrojenler gibi kimyasallardan elde edebilmemize rağmen, bu maddelerin üretim zorluğu ve maliyet açısından sıkıntı yaratması neticesinde başka yollar aranmaya başlanmıştır.

İşte tam bu noktada, elektriğin güneşten üretilmesi fikri akla gelmiştir. Güneş panellerinin üzerlerine yerleştirilen fotovoltaik gözeler sayesinde güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürebiliyoruz.

Güneş Arabaları

Yukarıda saydığımız tüm bu nedenlerden dolayı, güneş enerjisiyle çalışan otomobillerin yapılması zorunlu hale gelmiştir. Türkiyede bu işle yoğun bir biçimde uğraşan üniversitelerimiz mevcut. İsterseniz gelin şimdi de Türkiye’de bu teknolojinin gelişmesi adına yapılan çalışmaların gönüllü mimarlarını yakından tanıyalım.

İTÜGAE(İTÜ Güneş Arabası Ekibi)

Türkiye’de “lider güneş arabası yapma” hedefiyle yola çıkan İTÜ Güneş Arabası Ekibi Tübitak tarafından her yıl düzenlenen, güneş arabalarının yarıştığı Formula G yarışlarında sayısız birincilikler elde etmiştir. Güneş arabası yapma fikri, 2004 yılında Elektrik fakültesinden 4 mühendis adayının girişimleri sonucu somutlaştı. Çalışmayı bir yere kadar getirdikten sonra Makine Mühendisliğinden arkadaşlara duyulan ihtiyaç nedeniyle ekip genişledi. Güneş enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesinden sonra arabanın en verimli şekilde gitmesi için Uçak Mühendisliğinden öğrenciler de ekibe dahil olmuşlardır. Yapılabilecek en iyi arabayı yapmak için ise daha sonraları Telekominikasyon, Kontrol, Elektronik, Uzay, İşletme, Çevre, Kimya, Metalurji Mühendisliklerinden öğrenciler bu çalışmaya ortak olmuşlardır.

Projede çalışan öğrencilerin sayısının artmasının ardından proje ekibi Elektrik, Mekanik ve Organizasyon olmak üzere üç ana bölüme ayrılmıştır. Ariba ismiyle anılan İTÜ güneş arabalarında Tübitak’ın Formula G’de kural olarak belirlediği 1kwh’lık aküler mevcuttur. Güneş arabası yapımı sırasında karşılaşılan en büyük problem, hiç şüphesiz maddi sıkıntıdır. Türkiyede maalesef üretimini yapılmayan ileri teknoloji aküler ve güneş pilleri yurtdışından ithal edilmektedir. Güneş enerjisiyle çalışan arabalarda en fazla merak edilen soru, bu araçların güneşsiz havada ne kadar çalışabildikleridir. Bu araçlar bahsi geçen akülerle güneşsiz bir günde 50 km yol gidebilmekte, güneşli günlerde ise yaklaşık 35 km/saatlik hızla hareket edebilmektedirler.

Yazamıyorum…

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 13 Aralık 20087 YORUM11,432 kere okundu

Okul koşturmacasından dolayı bloguma pek vakit ayıramıyorum. Umarım anlayışla karşılarsınız. Bu arada photoshop’ta kendimi geliştirmeye başladım. En son çalışmam sol tarafta. Yorumlarınız?

Online Resim Düzenleme Araçları

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 27 Ağustos 200816 YORUM24,169 kere okundu

İnternetin hayatımıza daha fazla sokulduğu şu günlerde artık resimleri bile internet siteleri aracılığıyla düzenleyebiliyoruz. İnternetten derlenen resim düzenleme sitelerini kısa tanıtımlarıyla burada bulabilirsiniz. DEVAMI »

Blogunuz İçin Ücretsiz Resim Kaynakları

YAZAN: Fikirbozan Tarih: 22 Ağustos 20083 YORUM2,261 kere okundu

Birçok blogcu resim bulmak için Google Resim Araması‘nı kullanıyor. Resim bulmanın en kolay yolu bu olsa da, tamamen yasal değil. Hemen açıklayayım:
Herşeyi indexleyen Google sitelerdeki /images klasörlerini de indexliyor. Fotoğraf işiyle uğraşanların kurduğu portfolyo siteleri de buna dahil. DEVAMI »

Twitter Updates

    Duyarlılık

    Biz yerel starımsılarımızı, yaptıkları işlerdeki başarıları ile değil de türlü abukluklarla gündeme gelen insanları yere göğe sığdıramazken, içimizden birisi çıktı ve sadece en iyi bildiği işi yaptı. Doğuştan her takımlı olanları gazetelerde çarşaf çarşaf haber yapanlar, evinden çok uzaklarda NBA' de destan yazan Hidayet' i sayfalarının ücra köşelerinden gördüler. O en iyi bildiği işi yapmaya devam etti ve milyonlarca Amerikalıya Türkoğlu dedirtti.

    Etiket Bulutu

    Sponsors