
Geçen günlerde bir gezi kapsamında Anıtkabir‘e gittim. Geziden önce doğrusunu söylemek gerekirse çok heyecanlıydım, merak ediyordum…Herhangi bir yer değil Anıtkabir!..Ne var bunda bu kadar merak edecek diyenler için hemen söyleyeyim.
Neyse, gezi cuma günü başladı. Ankara’ya Cumhuriyet Ekspres‘i ile gittik. Hayatımdaki ilklerden bir tanesi de bu tren yolculuğuydu, bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Tabii burda kastettiğim aslında ilk tren yolculuğu değil, şehirlerarası ve haliyle uzun tren yolculuğu. Daha önce İstanbul yerlisi olarak birçok kereler trene bindim. Ama tabii bu tren yolculukları hiç bir zaman yarım saati aşmamıştı.
Bir gece konakladıktan sonra sabahleyin ilk iş olarak Anıtkabir‘e gittik. Anıtkabir’e ilk kez gelmenin verdiği mutluluk ve sevinçle “aslanlı yol“da yürürken şaşkınlığım bir kat daha arttı. Çünkü Ata‘nın huzuruna doğru yürürken herkes yere bakıyordu. Daha doğrusu bakmak zorunda kalıyordu. Nedeni ise yere döşenmiş taşlardı. Taşların arasından boşluk vardı. Kafanızı kaldırıp ileriye bakmak istediğinizde ayağınız mutlaka taşlara takılıyor.
Daha sonraları görevli rehberlerden aldığımız bilgiye göre, eski Türklerde boyun eğmek saygının ifadesiymiş. . Türk kendi bağımsızlığına kasteden düşmanlarına boyun eğmez. Ama saygı duyduklarına da saygısını bu yolla gösterir. “Türk tutsak yaşayamaz!”
İstiklâl Kulesi’nin önünde, ulusal kıyafetler giymiş üç kadından oluşan bir heykel grubu vardır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk bereketli yurdumuzu temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk’e Tanrı’dan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır. Bu üçlü grup, Türk kadınlarının Atatürk’ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağır başlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir.
Hürriyet Kulesi’nin önünde üç erkekten oluşan heykel grubu vardır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerini , onun yanındaki elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanını, biraz gerisindeki ise yerel kıyafeti ile Türk köylüsünü temsil etmektedir. Heykellerin yüzünde derin acı ile Türk Milleti’nin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. (*)
Aslanlı yolu arkamızda bıraktıktan sonra tören icra ettik. Törenden sonra Anıtkabiri gezmeye başladık. Atamızın kabir tören yapılan yerde değilmiş. Yerin (sanırım) 7 metre altında bulunuyor. Anıtkabir’de Atatürk’ün yakın arkadaşı İsmet İnönü‘nün de mezarı bulunmakta. Vefatından sonra Anıtkabir‘e defnedilmiş.
Atatürk “Ben nereye gömerseniz gömün, karşımda Türk bayrağı olsun” diye vasiyet etmiş. Anıtkabir inşaası sırasında bu vasiyeti yerine getirmek için Ata’nın mezarının karşısındaki pencere büyük yapılmış. Yani diğer pencerelerden büyük. Bu pencereden de Ankara Kalesindeki dalgalanan şanlı bayrağımız görülüyor.
Atatürk’ün kullandığı iki adet Lincoln marka araba da Anıtkabir‘de sergileniyor. Gerçekten süper arabalardı. Binip şöyle İstanbul’da bir tur atmayı çok isterdim. Tabi birde Atatürk’e ait bir tekne var Anıtkabir’de.
(*) http://ataturktoday.net/Anitkabir.htm


25 Nisan 2008 Cuma20:11
yazı cok az olmus anıtkabire daha önce iki kere ardarda gittim ve içerisinin atmosferi o kadar büyüleyiciydi ki kelimelere sıgdırmak imkansız o yüzden anlatmaya ugrasmıyorum bile.o savasların anlatılmaya calısıldıgı sahnelerde tüyleriniz diken diken oluyo gözyaslarınızı tutmanız imkansız sanki o an savasın içinde sizde varmıssınız gibi gercekci anlatılmıs..Anıtkabir Türkiye’nin ruhuma işlemiş özel mekanlarından biri Türküm diyen kişinin gidip görmesi mutlaka gerekli..
03 Mayıs 2008 Cumartesi18:20
bence de anlatım çok kısa olmuş.anıtkabirin o büyüleyici atmosferini herkesin görmesini isterim….