Atatürk aramızdan ayrılalı epey zaman geçti, bazılarımız onu çoktan unuttu bile. Unutmak zorundaydılar. Çünkü bu ülkeyi bölmek isteyenlerin Atatürk’ü unutmadan bir işler çevirmesi düşünülemez bile. Çünkü o Türk devrimini gerçekleştiren, Türklerin atası sıfatını gururla taşıyan bir adamdı. Onu kafalarından silmeden hiç birşey yapamayacaklarını biliyorlardı.

Herkes umutsuzca birbirine bakıyordu. Acaba kurtulacak mıydık? Yoksa bu ülkeyi yüzyıllardır ele geçirmek isteyen kansızlar ordusuna yenik mi düşecektik? Atanın 20 Ekim 1927‘de okuduğu gençliğe hitabe, o günkü durumumuzu tüm çıplaklığıyla gösteriyordu.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Japonca’da kiki diye bir sözcük var, bu sözcük hem kriz hem de fırsat anlamlarında kullanılıyor. En doğru tanımlama da onlara ait bence. Şöyle düşünün, bir kriz anında bir kısım krizi “Uf başıma neler gelecek. Allah kahretsin!” diye karşılarken, diğer kısım soğukkanlı bir şekilde “Önce bu krizin üstesinden nasıl gelebiliriz, onu düşünmek gerek” diyerek karşılar. Atatürk işte bu ikinci kısımda olanlardandır.
Bu zor zamanda dahi soğukkanlılığını asla yitirmemiş, çözüm yolları arama yoluna girişmiştir. Samsun’a çıkmadan evvel, Şişli‘deki şuan müze olarak hizmet veren evinde attığı düşünce tohumlarını filizlendirmek için var gücüyle çalışmaya başladı.
İlk önce tüm yetkilerini eline almak için Başkomutanlık makamının kendisine verilmesini teklif etti. Büyük gürültü koparan bu teklifin ardından kabul edilen teklifle yeni bir dönemece girilmiş oldu. Bundan sonra yapılacaklar belliydi. Bu savaşın bir varoluş savaşı olduğunun tüm halka açık ve net bir şekilde anlatılması gerekiyordu. Bir yasa çıkararak halkın elinde bulunan eşyaların belli bir kısmını devlete vermesini sağlamakla hem halkın bu savaşın kendisinin savaşı olduğunu anlamasına hem de güç durumda bulunan orduya büyük bir kaynak sağlanmasına yardımcı oldu.
Savaşlar oldu ve bitti. Türkler emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili oldular.
Savaş kazanmanın bir ülkeyi kurtarmaya tek başına yetmeyeceğini bilen Ulu Önder, bir dizi toplumsal, ekonomik ve sosyal reformlar yapma gereği duydu. Bu reformları yaparken de asla gökten inmiş gibi direk milletin önüne koymadı. İlk önce halkın nabzını yokladı sonra yapılacak düzenlemeleri adım adım, yavaş yavaş yaptı.
Şimdi gelelim şuan ülkenin içinde bulunduğu duruma… Canla başla hazırlanan yeni Türkiye Cumhuriyeti neden böyle bunalımlar içine sürüklendi. Bunun nedeni, yeteri kadar Ata’yı anlayamayışımızdandır. Evet yeteri kadar anlayabilseydik sürekli okurduk, sürekli yazardık, sürekli tartışırdık. Eğer yeteri kadar anlayabilseydik kavga etmez, omuz omuza bu ülke için çalışırdık. Hani askeri birliklerde tabelalarda yazıyor ya “Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır” diye keşke bu sözü hayat felsefemiz olarak benimseyebilsek.
İçimizde benim çalışmamla iş biter mi diyenler olabilir. Onlara söyleceğim tek şey var “Evet senin çalışmanla iş biter”. Bu vatan ancak böyle kurtulur lütfen bunu idrak edin artık. Belki bu dediklerim biraz ütopyaya kaçıyor ama bunu yapmak, çalışmak, okumak, anlamak, Atayı anlamak zorundayız. Eğer herkes işini en iyi şekilde yapmaya çalışırsa, bu ülke ne olur biliyor musunuz? Cennet olur cennet. Ne hergün duymaktan sıkıldığımız kavgaları duyarız, ne de bir sıkıntımız olur.
Bu yazıyı okuduktan sonra aynı fikirleri paylaşıyorsak şunları yapabilirsiniz.
- Bir kitap alıp okuyun, kitabın adının ve içeriğinin hiç önemi yok. Yeterki okuyun. Ama sadece okumakla olmaz, biraz da düşünmeniz gerekiyor. Yarım saat kitap okuyun, ardından da kitapta yazılanları 15 dakika düşünün. Kendi akıl potanızda eritin kitapta yazılanları. Fikirlerini kendi düşüncelerinizle karşılaştırın. Doğrusunu siz söyleyin. Kitabın yazarı siz olsanız ne yazardınız onu hayal edin.
- Bir film izleyin, filmin ne olduğu önemli değil. Filmde yaşananları kendi yaşantınızla karşılaştırın. Filmdeki karakterlerin düşünceleri ne kadar doğru, ne kadar yanlış söyleyin. Aslında nasıl yapmalı diye düşünün. Filmdekiyle kendinizi karşılaştırdığınızda yaptığınız hatalar neler onları söyleyin. Bilim kurgu izliyorsanız, filmdeki teknolojik aletin gerçek hayatta olup olamayacağını düşünün. Siz böyle birşey geliştirseniz ailenizin arkadaşlarınızın size nasıl bakacağını hayal edin.
- Bir yeri gezin, gezdiğiniz yerin hiç önemi yok. Gezdiğiniz yerin nasıl bir yer olduğunu önce hafızanıza kaydedin sonrada gözlerinizi kapatıp düşünün. Burada yaşayan insanları düşünün. Gezdiğiniz yerin geçmişi araştırın. Nereyi gezdiğinizi soranlara tarihiyle, kuşların cıvıltısıyla, çiçeğiyle, böceğiyle birlikte anlatın.
- Yaptığınız şeyleri yazın. Okuduğunuz kitapları, izlediğiniz filmleri, gezdiğiniz yerleri başkalarına tanıtacak bir yazı yazın. Bunun için bir klasör oluşturabilirsiniz, eğer fotoğraf makineniz varsa çektiğiniz fotoğrafları da bu klasöre iliştirin. İlerde çocuklarınıza, torunlarınıza bu klasörü gösterdiğinizi hayal edin.
Bilmem anlatabildim mi?


Dediklerine tamamen katılıyorum. İnsanlar günümüzde tek sayfa kitap okumadan ülkeyi kötülüklerden arındırmaktan bahsediyorlar. Oysa ki bunun tek yolu herkesin önce kendisini geliştirmeye başlaması.
Atatürk bu konuya kesinlikle en güzel örnek. Önce okuduğu 4000′i aşkın kitapla kendisini geliştirmiş sonra kitap yazarak bilmeyenleri öğrenmesi için yönlendirmiştir. İşte bizim de yapmamız gereken bu…
Teşekkür ederim bu mükemmel yazı için…
Atatürk diyince akan sular durur. Bu ülke bu hale nasıl geldiğini düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Atamızın mezarını açsak gözlerinden yaşlar aktığını göreceğime inanıyorum. Şimdi bu dünyada olmasa bile naşının bütün kemiklerinin teker teker titrediğine inanıyorum. Atatürk’ün okuduğu kitap 4bine aşkın değil daha fazla. Bende bütün secelesi var. Hemde ayakkabısına kadar bütün hepsi. Özel olarak Cumhurbaşkanlığının bastırdığı bu kitaptaki kitap isimlerini görünce. Bir millete neler öğretebileceğini , nasıl anlabileceğini bulmak için neleri araştırdığı teker teker yazıyor. Okuduğu kitaplarının her biri yazıyor. Her neyse fikirbozan öyle bir duruma geldik ki insanlarımız maddi sorunları yüzünden kitap okuyamaz hale geldi,bir sinemaya gidip bu gün iyi iş çıkardım hak ettim film seyretmeyi diyebileceği bir işi yokken film bile izleyebileceğini düşünmüyorum. Onun yerine Kurtlar Vadisini izledikleri kesin ! Gezmek ise artık bir lüks. En basiti eğer öğrenci değilsen müzeye giriş 3-4 ytl adam buraya girceğime karnımı doyururum diye düşünüyor. Tek diyebileceğim allah bizi korusun. Bu ülkenin gidişatı hiç iyi değil.
4000 kitaptan bahsediyoruz belki çok kolay görünüyor okuması ki ben bu sayıdan daha fazla okuduğuna inanıyorum. Anıtkabir’i ziyaret ettiyseniz orada da görmüşsünüzdür, o sadece okumakla kalmıyor, yoğun bir şekilde okuduklarını not alıyor, doğru fikir yanlış fikir diye kitabın üstünü karalıyordu. Benim yaptığım Anıtkabir gezisi sırasında benim en çok en etkileyen olaylardan birisi hiç şüphesiz okuduğu kitapları ve kitapların üzerindeki notları görmekti.
Zaten ben de o günden sonra okuduğum kitaplardan notlar çıkarıyorum. Düşünceleri iyi yada kötü olmasına göre sınıflandırıyorum. Daha sonra da bir deftere bu notlarımı geçiriyorum.
Bu yazıyı yazana çok teşekkür ederim ve çok tebrik ediyorum.Bu zamanda böyle şeyleri düşünecek pek insan kalmadı.Bu yazdıklarınıza katılıyorum.