PDF Dosyalarını Metne Çevirme: Simpo PDF

04 Temmuz 2009 Cumartesi

2 Yorum

PDF dosyalarında değişiklik yapamıyoruz maalesef. Eğer böyle bir amacımız varsa öncelikli olarak bu PDF dosyasını metin haline çevirmemiz gerekiyor. Bunun için Simpo PDF diye tamamen ücretsiz ve çok küçük bir program buldum. Gönül rahatlığıyla kullanın…
Simpo PDF

indir

Wordpress 2.9 ve MySQL Uyumu

03 Temmuz 2009 Cuma

Henüz Yorum Yok

Bu wordpress de zırt pırt sürüm yükseltiyor canım… Yayın hayatıma başladığım ilk zamanlarda (gazeteci gibi konuştum, farkettim) sürüm 2.0 mıydı neydi, hatırlamıyorum. İlk wordpress’i kurduktan sonra bugüne değin sayısız sürüm yükseltmesi yaptım. İlk zamanlarda ne kadar zor, ne kadar meşakkatli bir işti bilemezsiniz. Yani en azından benim gibi wordpress’le yeni tanışmış, olayı çözmek için zamanının çoğunu bu işe veren biri için. Saatlerce sırf bir yükseltme yapacağım diye kıvrandığımı hatırlıyorum :) .

Neyse ki o günler geri kaldı. Artık sürüm yükseltmesi yapmak 5 dakikadan fazla sürmüyor. Bundan bir dört-beş öncesine kadar, Wordpress gibi açık kaynak kodlu, isteyen herkesin katkıda bulunabileceği bir projenin dünyaca tanınır hale gelmesini hayal bile edemezdik sanırım. Bu iş için gönüllü olarak çalışan ,tabii kaymağını da fazlasıyla yiyen ve hakeden, insanları takdir etmemek mümkün değil! (daha fazla…)

Charlie Chaplin | City Lights (Şehir Işıkları)

30 Haziran 2009 Salı

Henüz Yorum Yok

Bugün Charlie Chaplin’in City Lights (Şehir Işıkları) adlı filmini izleme fırsatı buldum. Filmin benim için birçok anlamda ilk olduğunu belirtmeden geçmemem gerekiyor. İlk izlediğim Charlie Chaplin filmi, hafızam beni yanıltmıyorsa ilk defa izlediğim siyah-beyaz yabancı film, ilk izlediğim pandomim filmi….

Film hakkındaki görüşlerime gelmeden önce muhteşem oyunculuk kaabiliyetini görmek için neden bu kadar geç kaldım diye hayıflanmamın sebebi Charlie Chaplin’in hayat hikayesini Türkçe Vikipedi aracılığıyla okuyalım. Eminim siz de bu ilginç biyografiyi okurken şaşıracaksınız: (daha fazla…)

Bir Türkiye Aşığı: Ziya Gökalp

28 Haziran 2009 Pazar

1 Yorum

Türkleri silinmekten kurtaracak olan “milliyet” fikridir. Türk, Türkleştikçe kuvvetlenir.
Ziya GÖKALP

Ulu Önder Atatürk’ün, küçük yaşlardan itibaren yeni bir ülke kurma düşüncesiyle yanıp tutuştuğunu bilmeyeniniz yoktur. Peki Atatürk bu düşünceleri kimlerden edindiği bilgileri sentezleyerek oluşturmuştur? Bu düşünceler bir anda oluşmuş düşünceler midir, yoksa uzun ve yorucu okumaların ve incelemelerin sonucunda mı oluşmuştur? Atatürkçü düşünce sisteminin incelenmesine geçmeden önce bu düşünceleri oluşturan etkenlerin derin bir şekilde irdelenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

ziyagokalp

Ziya Gökalp

Atatürk askeri okul sıralarında haftasonu izinlerini sadece gezmekle tüketmemiş, fırsat buldukça yabancı dergi ve gazeteleri incelemeye çalışmıştır. Sürekli geliştirmeye çalıştığı Fransızcasıyla okuduğu bu fikir yazıları aynı zamanda hayatına yeni kavramların da girmesine neden olmuştur. Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau ve Voltaire gibi büyük düşünürlerin eserlerini büyük bir titizlikle değerlendirdiğini bildiğimiz Atatürk, bunların yanında çocuk zihninde “vatan”, “millet” ve “hürriyet” gibi kavramların oluşmasını ve yerleşmesini sağlayan Namık Kemal’i, kendini “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diye tarif eden Tevfik Fikret’i ve son olarak da gencecik bir öğrenci iken “cuma tatili” törenlerinde herkes gibi “Padişahım çok yaşa!” demek yerine “Milletim çok yaşa!” diye haykırdığı için daha o zamanlar Yıldız’a rapor edilen Ziya Gökalp’i de derinlemesine incelemiştir. Atatürk bu üçlünün düşüncelerinden etkilendiğini “Heyecan ve hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” diyerek belirtmiş ve Fikret’ten “Ben inkılap ruhunu ondan aldım…” diyerek söz etmişti. Yukarıda saydığım hepsi “çok değerli” fikir ustalarının tek tek, sayfalarca incelenmesinin geçmişimize ve geleceğimize daha aydınlık ve umut dolu gözlerle bakmak için son derece önem arzettiği gerçeği asla unutulmamalıdır. Biz de bu yazımızda adı Türkçülük ile özdeşleşen Ziya Gökalp’i mercek altına almaya çalışacağız. (daha fazla…)

Hayallerimde Yaşattığım

31 Mayıs 2009 Pazar

4 Yorum

*yazdığım ilk hikayedir…

Çok heyecanlıydı, elleri titriyordu. Kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atmaya, vücuduna her zamankinden daha fazla kan pompalamaya başlamıştı. Nihayet hayallerinde yaşattığı kızla tanışma fırsatını yakalamıştı. O sabah erken kalkmış, dişini fırçalamış ve sonra da kahvaltı bile yapmadan evden çıkmıştı. Annesi çok kızardı kahvaltı yapmadan evden çıkmasına; ama o, yaşadığı heyecandan bunu düşünecek halde bile değildi.

Bir kitapçıda başlamıştı herşey. Polisiye roman okumayı çok sevdiği için kitapçılara sürekli uğrardı. 26 Haziranda –yani doğum gününden 4 gün önce- Ahmet Ümit’in Kavim’ini almak için kitapçıya gitmişti. Bir polisiye roman gördü mü dayanamaz, içi garip bir mutlulukla dolardı. Kimi zaman bunu bir zaafı olarak görmesine rağmen, genelde bundan dolayı kendisiyle gurur duyardı. Rafta istediği kitabı gördüğünde, yüzünde dünyanın en yüksek dağının zirvesine erişme başarısını gösteren dağcının gülümsemesine benzer bir gülümseme olurdu. Görenler önemli bir iş başardığını sanırlardı, halbuki bu gülümseme, kimilerine göre kağıt yığını, kimilerine göre ise çok değerli bir canlı olan kitaba ulaşabilmenin insana verdiği hazzın, insan yüzündeki o muhteşem yansımasından başka bir şey değildi.

İlk defa gittiği bu kitapçı çok hoşuna gitmişti. Diğer kitapçılara hiç benzemiyordu burası. Hemen girişte kasa, kasanın arkasında ise koridorlar halinde kitap rafları vardı. Kitaplar özenle dizilmiş, her rafın altında o rafta ne tür kitapların olduğunu gösteren, yoğun bir çalışmayla hazırlandığı hemen anlaşılan küçük mavi etiketler vardı. Kitapların sınıflandırılması çok iyi yapıldığı için aranılan kitap da çok rahat bulunabiliyordu. Bir dahaki sefere de yine buraya geleyim diye düşündü. Sonra polisiye romanların olduğu rafa doğru yöneldi.

Merakla beklediği kitabı eline aldığında kitabın sıcaklığı tüm bedenini kapladı. Okumak için sabırsızlandığı için hiç vakit kaybetmeden kasaya doğru hızlı adımlarla yürüdü, kasanın önüne gelir gelmez de elini hemen cüzdanına götürdü. Birkaç saniye daha bekledikten sonra nihayet sıra ona gelmişti. Kasiyer kıza kitabı uzattı. Bu arada kafasını eğmiş bir şekilde cüzdanından para çıkarmakla meşgul oldu. Kasiyer kız kitabın fiyatını söyledikten sonra kafasını kaldırıp parayı uzattı, bir an duraksadı ve yutkundu. Olamaz, dedi içinden. Kasiyer kız “fişiniz” dediğinde, çoktan dalıp gitmişti uzaklara. Fişini aldı, arkasını döndü ve yürüdü, yürüdü nereye gideceğini bilemeden…

Yemyeşil gözlerinde kaybolmuştu adeta. Deniz kenarında yürürken hep onu düşündü. Kıyıda, kayaların üstünde yosunlar gördü: yemyeşil yosunlar. Yosun gözlü dedi, yosun gözlüm dedi. O ana kadar hiçbir kıza iltifat etmemişti, şimdi ise bir anda, adını dahi bilmediği bir kıza –sanki yıllardır tanıyormuş gibi- yosun gözlüm derken buluvermişti kendisini. Bu düşüncelerle sahilde yürürken, görenlerin içini ısıtan bir tebessüm belirdi yüzünde. Yürürken aynı zamanda yanlızlığını da derin bir şekilde hissetmişti. Daha önce hiç düşünmemişti bu kadar yalnız olduğunu, bu kadar kimsesiz olduğunu… (daha fazla…)

Eski Yazılar Yeni Yazılar