Temiz Bloglar Gelişen Türkiye
20 Temmuz 2008Kategori: Blog Dünyası | Etiketler: beyn, blog, seo |Türkiye‘nin gelişimi bloglara bağlıdır. Evet yanlış duymadınız bloglara bağlıdır. Çünkü blog demek araştırmak demek, blog demek insan tecrübesi demek, blog demek yanlış görme doğruyu bulmak demek. Blog aslında birçok şey demek…
Geçenlerde Temiz Türk Blogküresi adında bir mim başlatmıştım. Bu mimdeki amacım, blog yazan arkadaşların “Daha iyi bir Türk blogküresi için neler yapılabilir?” konusundaki fikirlerini almaktı. Çok çarpıcı açıklamalarda bulunanlarda oldu, bilinenleri yazanlarda. Ama ben hepsine can-ı gönülden teşekkür ediyorum; bu mime katıldıkları ve tecrübelerini paylaştıkları için.
Hakkı Ceylan:
- Kendi isminizi kullanın, nickname kullanım devri artık geride kaldı.
- Karşılık beklemeden yazın.
- İlgi ve etki alanlarınızı iyi belirleyin. Özel ve spesifik konularda yazın. Haber portalı değilsiniz, bunu unutmayın.
- Yayımlamadan önce tekrar okuyup hataları düzeltin, yayımladıktan sonra kendiniz de bir okuyucuymuşcasına yazınızı yeniden okuyun.
- Yazılarınızı okuyan başkalarına kolaylıkla okuyup okuyamadıklarını, tasarımla ilgili düşüncelerini sorun ve bu düşüncelere göre tasarımınıza müdahale edin, ettirin. Blogunuza başkalarının penceresinden bakın.
- Yazınızı yazmadan önce o konuyla ilgili yazılanları araştırın ve inceleyin, gerekirse yararlanın ve bahsedin.
- Blogunuza eklediğiniz resim veya fotoğrafların en/boy oranını bozmayın, ne demek istediğimi anlamadıysanız blog yazmayın.
- Blogunuzda iki veya en fazla üç adet yazı tipi kullanın, daha fazlası tasarım açısından kirlilikten başka bir işe yaramaz.
- Aşk şiirleri yazmayı bırakın, sıkıysa hikaye yazın.
Beyn:
1. Yazarın ruhunu SEO‘ya satması
Böyle bir şey gerçekten var ve bence Türk blogküresindeki en fena hata. Kişi, blog yazmaya başlar başlamaz binlerce ziyaretçinin kendisinden haberdar olmasını bekliyor ve bu dileğini yerine getirebilecek arama motorlarına yaranmak için öylesine hareketlerde bulunuyor ki, ziyaretçi sayısının istediği gibi artmasına karşın yarattıkları yüzünden asla ve asla beğenilmiyor.
SEO‘nun tamamen zararlı, iğrenç bir şey olduğunu iddia edecek değilim. Ama kaliteli blog’un yalnızca çok ziyaretçiden oluştuğunu zanneden blog yazarlarının SEO‘nun dozunu kaçırması yüzünden şu anda ortalık dizi özeti blog’larından, ünlülerin resimlerini barındıran hayran blog’larından geçilmez oldu. (Bu konuda Amacından sapan SEO adlı bir yazım var, okumanızı isterim.) Kişinin, yerleştirdiği reklamlardan biraz daha para kazanmak için, açılalı üç gün olan blog’una günlük bin ziyaretçi çekmek istediği için yaptığı hareketler blog’u ziyaretçiler için olmaktan çıkıp arama motorları için yazılmış bir hale getiriyor.
Çözüm basit: sabretmek. Binlerce ziyaretçi almanın bir sitenin itibarını belirlemesi olayı 2005′in falan gerisinde kaldı. Web 2.0 anlayışını benimsemişseniz (ki bir blog tutuyorsanız çoktan Web 2.0 akımına kapılmışsınız demektir) kaliteli bir blog’a sahip olmak için blog’unuzun kaliteli bir içeriğe sahip olması gerektiğini anlamalısınız. Kaliteli içerikle de, yavaş da olsa sağlam bir kitleye ulaşmanız mümkün. “İyi bir blog”a sahip olmak yerine “Çok ziyaret edilen bir blog”a sahip olmak daha çok işinize gelirse, keyfiniz bilir.
2. Katledilen Türkçe
Bu da Türkiye‘deki blog yazarlarının yaptığı en acı yanlışlardan biri. Kişisel ve en basit görüşümü sorarsanız, “dahi” anlamındaki -de ekini ayırmayı bilmeyen; ısrarla “takdir” yerine “taktir” diyen; -mi ekini, -ki ekini birleşik yazmaktan zevk alan; üç noktayı eksiltilmiş cümlelerde kullanmak yerine duygularını daha ifade etmek istediği cümlelerde kullanan; daha da fenası yan yana iki nokta diye, hiç var olmamış bir noktalama işaretini ısrarla kullanan kişilerin blog yazmasına karşıyım. Bu cümleyi kurdum diye, bu yanlışları yapan birçok arkadaşımın gözünden düşeceğim belki ama aynen böyle düşünüyorum. Yazarlık bu kadar alçak çıtalı bir meşguliyet olmamalı efendim! Türkçe konuşmayı beceriyorsan ama Türkçe yazmayı beceremiyorsan, ufacık bir dilbilgisi dağarcığına sahipsen ya GELİŞECEKSİN, ya da YAZMAYI BIRAKACAKSIN! Gelişmekten üşenen veya kendini yeterince gelişmiş sayan (sanan) insanlar gelip burada bana “Sen kimsin de bize yazmamayı emrediyorsun?” veya “Sen ki blog kelimesini ısrarla kullanan insan, bize ne sıfatla Türkçe öğretiyorsun?” şeklinde yorumlar yazabilirler. İkisine de cevaplarım hazır. Birincisi; ben Türkçemi bilen ve koruyan bir insanım. Haliyle koruduğum şey uğruna da insanlara dil uzatırım. Yaptığım ahlaki açıdan yanlış olabilir ama Türkçeyi katleden kitleden daha kötü bir şey yaptığımı sanmıyorum. İkincisi; tabii ki ben de “blog” kelimesini çevirmek ve o çeviriyi her yazımda kullanmak istiyorum. Var olan çevirilerin “blog” kelimesini tam anlamıyla tanımlamadığından, yeterince iyi çeviremediğinden şikayetçi olduğum için “blog”a “blog” diyorum. Bu konuda geçen yıl bir yazı yayınlamıştım, onu da okumanzı isterim. (Ha, ben çevirmeye çalıştım mı? Çalıştım tabii, “yazıt” kelimesini önerdim. Bu konuda bir yazı üzerinde çalışıyorum, yan menüdeki taslaklarımda görebilirsiniz.)
3. Kişisel’in her kategoriyi kapsadığı sanrısı
Beşinci maddede de bahsedeceğim bu olay da pek fark edilmese de Türk blogküresini, tabiri caizse kısırlaştıran bir fenalık. Yaygınlaşmış ve kimlerin yaygınlaştırdığını bilemeyeceğimiz “Kişisel blog’lar her konu hakkında yazı girebilir.” gibi bir kanı yüzünden yeni blog yazarları kendilerini direkt olarak kişisel blog ilan ediyor.
Bahsettiğim kanı tamamen yanlış değil ama yanlış anlaşılmalardan dolayı blogküremizi çöplüğe döndürebiliyor. Kişisel kategorisinde yazan yazarlar gerçekten de her konu hakkında yazabilir… kişisel görüşlerini belirttikleri sürece. Sen oturup YouTube kapatılınca YouTube‘a nasıl girileceğini anlatmaya başlıyorsan (Evet, kendi hatalarımdan birini örnekledim
.) o yazın Kişisel kategorisine girmez efendim. YouTube’un kapatılması hakkındaki fikirlerini ön plana çıkaran, yazının sonlarına doğru da YouTube‘a alternatif giriş yollarını yazarsan bu yazı kişisel görüşünü belirttiğin bir yazı olduğu için yazdığın kategoriye uygun bir yazı olur. Veya ne bileyim, teknolojiye meraklıysan ilgini çeken ürünleri yorumlarsın, tanıtırsın ama asla ve asla onunla ilgili haberleri yazmamalısın. “Asus‘un Eee PC’si çok güzele benziyor, almayı düşünüyorum.” diyebilirsin ama “Asus‘un Eee PC’si çıktı! Özellikleri şöyle…” diye başlayan bir haber girmemelisin blog’una. Eğer Kavak Yelleri‘ndeki güzel kızlardan biri hakkında yazacaksan kızın fotoğraflarını yayınla tabii ama öncesinde kız hakkında düşündüklerini yaz uzun uzun, aksi takdirde bir hayran sitesi sayfası olur senin o yazın. Hele bir de “Kavak Yelleri - Pelin Karahan fotoğrafları” diye arama motorlarına yaranmaya çalışan bir başlık atarsan ceviz ağacından odunlarla kovalanırsın inşallah!
Özetle bu konudaki görüşüm şudur: Kişisel görüş ön planda tutulduğu sürece Kişisel kategorisinde yazan herkes istediği her konuda yazabilir.
4. Kaynak göstermemek
Ortada yadsınamaz bir gerçek var: Türkiye‘deki internet kullanıcıları, “emek” kavramını k.çından anlıyor. Paylaşım forumlarında bir sanatçının bütün eserlerini yasadışı yollarla yayan ergen (veya hala gelişini tamamlayamamış) arkadaşlar, konu 150 kere görüntülenmiş ama 3 kişi teşekkür etmiş veya 5 kişi +rep vermiş diye “Bu forumda emeğe saygı yok!” diyor, hayata küsüyor. Yine forumlarda üyeler, bir başkasının yazdığı bir yazı veya haberin yazarının emeğine saygı göstermek adına yazının sonuna “Alıntıdır.” ifadesini yerleştiriyor ve bu şekilde vicdanı rahatlıyor - hatta bunu bile yapmayanlar var! “Alıntıdır.” cümlesi, yanında asıl yazar falan belirtilmediği sürece “Bu yazıyı ben yazmadım.” ile aynı anlama gelir. Yanına yazarı da yazarsanız ve hatta yazının yayınlandığı sayfaya bağlantı verirseniz, “Yazıyı şuradan alıntıladım, yazarı da şu kişidir.” anlamına gelir. Nedense bazı ufak beyinli internet kullanıcıları bu şekilde alıntılamayı kendilerine hakaret olarak görüyorlar veya üşeniyorlar, ne bileyim?
Blog yazarlarının bazılarında da bu kaynak göstermeme huyu, forumlardaki alışkanlıklarının devamı gibi gözüküyor. Bu yarım akıllıların yapıştırdıkları yazıların kaynaklarını belirtmemelerinin başlıca üç nedeni olduğuna inanıyorum:
- Ruhunu SEO‘ya satan yazarların dışarı bağlantı vermek istememeleri
- Yazının yazarını bulma konusundaki üşengeçlik
- “İnsanlar beni oradan buradan kopyalayan bir tip olarak görmesin, bu yazıları kendiminmiş gibi göstereyim” zihniyeti
Özellikle üçüncü maddedeki zihniyet, bu gerizekalıca tutumlar arasında en fenası sanırım. Bir de bunun daha acayibi var: Şu “Alıntıdır.” ifadesini yerleştirip öylece bırakanların da “Kopyaladığım yazıların yazarlarına olan saygım yüzümden yazıların sonuna ‘Alıntıdır.’ ifadesini yerleştiriyorum. Ben çok iyi bir insanım.” düşüncesini düstur edindiklerini düşünüyorum. Korkunç.
Bu sorunu çözmenin maalesef tek bir yolu var, o da zihniyetleri değiştirmek. Bunun da iki yolu var: Birincisi bu şekilde alıntı yapacağım derken çalıntı yapanlara yaptıkları hatayı bir bir anlatmak; ikincisiyse “Bir musibet bin nasihattan iyidir.” misali adamlarla yasal yollarla savaşmak. Son bir-iki yıldır sitelere yapılan saldırılar, birkaç yıl öncesine kadar çok azaldı çünkü bu konuda örnek, ibret olacak davalar ortaya çıktı. Bu belki zor bir yöntem ama herkese tek tek anlatmaktan daha etkili olacağı kesin.
5. Yorum yapmaya üşenmek
İtiraf edeyim, bu konuda ben de hatalıyım
.
Okuduğumuz blog yazılarına yorum yapmak isteyip de üşendiğiniz oldu mu hiç? Olur elbet, bana çok oluyor mesela. Yorum yazacak gibi oluyorum ama sonra bir başka sayfaya geçme isteğim ağır basıyor ve yorum yapmayı falan unutup geçiyorum diğer sayfaya. Biliyorum, ayıp ediyorum. Aslına bakarsanız bu hatamı şimdi fark ettim ve düzeltmeye çalışacağım. Benim de yaptığım bir hata olduğu için de ukala ukala yazıp çizmeyecek, burada bırakacağım. Utandım biraz.
VolkanAlabaz:
1) Blog dünyamızda konu bakımından ne tür eksiklikler var.
Bana göre fotoğrafçılık üzerine aydınlatıcı ve yol gösterici bir blog yok. Bu sektörle ilgilenen birçok blogcu biliyorum ama onlarında formatlarında çok farklı başlıklar var. Arada bir değiniyorlar bu konuya. Benim zamanım olsa ben yapmak istiyorum aslında. Hem teknik bilgiler verecek hem son gelişmelerden haberdar edecek ve en önemlisi fotoğrafçılığı yazmış olduğu makalelerle sevdirebilecek bloglar gerekli diye düşünüyorum. Aslında bu konuda çok detaylı fikir üretilebilinir.
2) Yazının kaynağını belirtme(me) huyumuz.
İşte en can alıcı nokta burası bence. Bu olayı bana inanın bir tek Türkiye’de gördüm. Böyle saçma bir şey yok insan neden link vermekten bu kadar çekinir korkar bilmiyorum. Bu aslında bizim içimizde ki en kültürlü kendini yetiştirmiş diye tabir ettiğimiz insanlarda bile görülüyor çünkü bizde bir başkasına link vermek çok ayıp. Aslında bir başkasının başarısını veya linkini vermek sanki o kişinin bizden üstün olduğunu düşünmemize neden oluyor. Çünkü bizler de çok ciddi ruh sağlığı sorunu var. Biz Türkler felsefe okumadan felsefe yapan tek milletiz buda ondan kaynaklanıyor galiba. Ben genelde Mac ve fotoğrafçılık, oyun sitelerini ve bloglarını takip ediyorum. Buna inanın Almanya’da ki en çok satış yapan bir Mac dergisinin ana sitesi bile link vermekten çekinmiyor ama bizim Ahmet, Osman link vermekten çekiniyor neden bozar bizi olmaz.
3) Popüler konular hakkında yazılar yazma huyumuz (dizi, film, msn, şarkı)
Özellikle dizi ve film yayınlayarak insanları bloglarına çekmeye çalışan blogları zaten blogkürenin içine almamak gerek diye düşünüyorum. Şimdi biz niye blog yazıyoruz? Çok ziyaretçimiz olsun diye mi? Yoksa gerçekten keyif aldığımız konularda paylaşım yapmak için mi? Ben birkaç blogcu da denk gelmiştim dizi yayınlıyorlardı hatta bunun için tartışmışlar ziyaretçim en çok diziden gelmiş tabiî ki yayınlayacağım diye. Çok saçma ve salakça yani blog etiketine bir kere uymuyor. Bizde bu cehalet olduğu sürece devam edecektir ama.
4) Sosyal imleme siteleri.
Aslında sosyal imleme siteleri hakkında değil de bir türlü başlığını bulamadığım için bu şekilde giriş yapmak istedim. Bu sosyal imlene sitelerinin kapısında içerik eklemek için bekleyen mallar var. Biz bir yazı yazıyoruz bakıyorum tam bir saat sonra aynı video kırpılıp biçilmiş resim ve içerikte birkaç değişiklik tak yayında. Böyle geri zekalıca bir şey var mı ya. Bir ara beni bıktırmışlardı. Ben çok açık ve net söylüyorum yaklaşık 10 tane Türk blogu takip ediyorum nedeni açık ve belli hem çok içerik araklıyoruz hem de otu boku yazıyoruz ve link vermiyoruz. Ya Youtube kapandı diye manşet atıp yazan 20 tane insan gördüm ben ya. Yav siz manyak mısınız niye herkes aynı şeyi papağan gibi tekrarlıyor. Biri ölür herkes yazar adam ben teknoloji blogum der faydalı bilgiler yazar. Çok komik işler dönüyor etrafta.Adamın İngilizcesi var sabahtan akşama kadar kopyala, çevir, yapıştır yapıyor birde bunun adına emek diyorlar.
5) Kendini film yıldızı sana gerzek blogcular.
Bu benim için önemli bir konu çünkü bu salakça düşünce bir bizde var. Askerde mesela üç ayını doldurmuş bir asker alt devresi gelince hemen artistlik yapmaya başlar. Bizde de Pr değeri 4 olmuş ve Alexa da iyi sıralara gelmiş blogcular da da bu huy var. Hemen belirtmem gerekir ki her blogcu için geçerli değil bu tabiî ki. Ya bizde adamın Pr 5 ise bir soru soramazsın ya sorsan bile cevap vermez. Ben msn de yeni blog yazmaya başlamış bir arkadaşımla konuşmaya başlayınca adam bana çok heyecanlandım şimdi dedi:)) Ben anlamadım dedim ne oldu ya sağlık sorunun mu var? Yok hayır sizinle konuşuyorum ya ben benimle konuşmazsınız sandım dedi ya adam inanamadım. Ulen ben kimim boktan bir adamım. Sonra o arkadaş kendini bilir dedim ki sen manyak mısın ya
Sakın dedim kimseye böyle konuşma sende bende insanız ne var bunda ya. Bu sadece blog büyültme kafanda bu kadar üzme tatlı canını istediğin zaman konuşuruz dertleşiriz dedim.
Bazı kendini bir bok sana blogcu arkadaşlara sesleniyorum bu sadece bir blog normal yani sadece yazı yazıp düşüncelerimizi bilgilerimizi paylaştığımız bir kişisel alanımız. Yani günlük hayatınız da bu kadar mı boktan işe yarmayan bir adamsınız ki blog yazarken almış olduğunuz istatistik değerleri iyi olunca kendinizi bir bok sanıyorsunuz. Kasmayın bu kadar kendinizi çok komik oluyorsunuz.
TeknolojiHerşeyim:
1- Blog dünyamızda konu bakımından ne tür eksiklikler var. Örneğin bana göre haber yorum blog sayıları oldukça az, hatta yok.
Türkiye’de blog diyince akla ilk gelen, “Güzin abla öldüm ben, yandım ben, yok ondan bıktım yok şundan tırstım” tarzı bloglar. Üzülerek söylüyorum ki bu böyle. Açıkcası kendi adıma bu tarz “bunalım” blogları sevmediğimi belirtmek istiyorum. Ecnebi amcalarımız blog olayına çok çok farklı bir persfektiften baktıkları için daha şimdiden blog yazmayı bir sektör haline getirmeyi başardılar. Bence Türkiye’de eğitim konusunda içerik yazan blog sayısı çok az. Hepimiz blog yazıyoruz örneğin; “etkili içerik nasıl yazılabilir?, içerik yazarken nelere dikkat edilmelidir” tarzı bloglar açılsa bütün Türk blog yazarlarını etrafında toplayabilir. (bkz:Copyblogger)
2- Yazının kaynağını belirtme(me) huyumuz
Bu konuda yazmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Çünkü bunu daha önce defalarca tartıştık ancak bir çözüme ulaşamadık, ulaşamayacağız. Çünkü biz hazırı seven bir milletiz. Ordan burdan içerik çalıp yayınlayan bloglar, Türk Blog Küresini çöplüğe çevirdi. Hatırlarsanız daha bir kaç gün önce yazdığım yazımda bir blogun nasıl içeriklerimi arakladığını yazmıştım. Bizde şu zihniyet var: “Kaynak göstermeyim, ben yazdım sansınlar”. Yahu kardeşim ölürmüsün altına nerden alıntı yaptığını yazsan. Salak mı bu kadar millet, neyin orjinal neyin kopya olduğunu anlamayacak kadar? Dünyadaki örneklere bakın en büyük haber siteleri bile bir yerden alıntı yaptıklarını konunun altına link vererek belirtiyorlar. Biz bu zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece -ki değişeceğini sanmıyorum- bu böyle devam eder. “Eğitim Şart” diye boşuna dememiş Cem Yılmaz! -Geçen gün içeriğimi araklayan Electroblog, Fikirbozan’ın açtığı konuya “Blog olayını anlamaya başladım” yazmış 1 ay önce. Ama 2 gün önce gördüm ki halen alıntı ne demek anlayamamış!-
3- Popüler konular hakkında yazılar yazma huyumuz (dizi, film, msn, şarkı)
SEO yapacağım diye işin bokunu çıkaran bloglar bu kategoriye giriyor sanırım. Bazı blog yazarları Google’dan gelen ziyaretçilerin, onlar için herşey olduğunu sanıyorlar ancak yanılıyorlar. İçeriği yazmış olmak için yazarsanız o çok sevdiğiniz Google ziyaretçisi bir daha asla uğramaz blogunuza ey SEO ustasıyım diyen sevgili blog yazarları. Yeni bir dizi başladığında Google girip dizinin ismini aratın. Aynı gün içinde dizinin ismini içeren bir alan adı ya da blog açılmış oluyor. Dediğim gibi bu tarz blogların ömürleri çok kısa ama bu tarz blogları yollarından döndürmek de mümkün değil. Onlar sağ biz selamet!
4- Paylaşımcılık sıfır!
Türk blogları arasında sürekli takip ettiğim blog sayısı çok çok az. Bu takip ettiğim blogların sahipleriyle de az çok muhabbetim var. Hatta bazılarıyla sürekli fikir alışverişi yapıyoruz, yaptığımız işe sürekli yenilikler katıyoruz. Üzülerek söylüyorum ki bu irtbatta olduğum yazarların dışındaki bazı eski blog yazarları, eski olmalarının verdiği gaz ile diğer blog yazarlarından üstün sanıyorlar kendilerini ve herşeyi çok bildiklerini. Vazgeçin arkadaşlar bu işlerden! Biraz paylaşımcı olun, hani bilgi paylaşarak çoğalır dı? Bu mu sizin paylaşım anlayışınız?
5- Yorumsuz okuyucular
Bir blog yazarının yazdıklarına karşılık alacağı en büyük ödül sanırım yapılan yorumlardır. Ancak Türkler nedense yorum yazmayı pek sevmiyorlar. Okuyup geçiyorlar. Ya da abuk subuk değersiz yorumlar bırakıyorlar. Buna karşın Youtube’da bir kaç yüzbin izlenen videoların altına yazılan yorumların abukluğunu sanırım söylememe gerek yok.
Bu son maddeden sonra düşünüyorumda, Türkiye’de blogculuk nereye gider kestiremiyorum. Çünkü bizde, yüz yıllardır gelen oturmuş bazı şeyler var ve bunların değişmesi neredeyse imkansız. Türkiye’de blog yazan insanlar emeklerinin karşılıklarını gerçekten alamıyorlar. Bunun başlıca nedenleri ise kafa yapımız ve alt yapı imkanlarımız. Senelerdir değişmeyen bu iki kriter bu saatten sonra değişir mi bilen söylesin?
WebÖğrencisi:
1) Blog dünyamızda konu bakımından ne tür eksiklikler var. Örneğin bana göre haber yorum blog sayılar oldukça az, hatta yok.
‘Blog’ sıkıntısı oldukça fazla gibi. Ben bu ‘blog’u açarken web üzerine bilgiler yazmak için açmıştım fakat insan ister istemez başka konular hakkında yazı yazıp ‘blog’unun kapsamını genelleştirebiliyor. Şuana kadar programlama hakkında geniş çaplı bir blog göremedim. Bir programlama dilinde herhangi bir yazıyı ekrana çıktısından tutun ki eğer döngülerine kadar ayrıntısıyla anlatan bir blog göremedim. Şahsen görürsem sonuna kadar bütün yazılarını okumayı düşünüyorum.
2) Yazının kaynağını belirtme(me) huyumuz.
Türk milletinde ben dahil link vermekten üşeniriz. Tabi ben blog dünyasını tanımadan önce forumlarda takılır. Alıntı yaptığım bütün konularda link vermez kendim yazmış gibi gösterirdim. Çünkü link vermek zoruma giderdi. Kendimi küçük, ezilmiş hissederdim fakat blog işine atıldıktan sonra kaynak göstermenin yüceltici birşey olduğunu öğrendim.Artık kendi yazmadığım bir konuyu bir yerden alıntı yaparsam yazının sonuna [bknz.] veya [Kaynak] şeklinde link atarım. Bizim toplumumuz herşeyi kendisi yapmış gibi göstermeyi ve en iyisi benim gibisinden şeylerden dolayı kaynak göstermeyi sevmez. Bazıları ise kaynak göstermekten öte başka bir yerden aldığı yazıyı kendisi yazmış gibi gösterebiliyor. Bunlar ise resmen hırsız. Hırsızlığın kötü olduğu gibi kaynak gösterilmemesininde kötü olduğunu belirtmek isterim. Yazıyı her ne kadar kendimi yazmadıysakta lütfen kaynak gösterelim.
3) Popüler konular hakkında yazılar yazma huyumuz. (dizi, film, msn, şarkı)
Artık yeni ‘blog’lar ‘blog’ luktan çıkmış sadece ziyaretçi toplamak için popüler konular hakkında yazı yazıyorlar. Benim bildiğim kadarı ile ‘blog’da gerçek bir günlük gibi yazı, herkesin öğrenmesini istediğimiz birşey hakkında veya öğrenilmesi gerekenler hakkında yazılar yazılır.
4) Sosyal imleme siteleri.
Yazıyı gecen 12 de yazdığım için ve benim için geç bir saat olduğu için bu sorudan pek birşey anlamadım. Bu yüzden soruyu es geçiyorum kusura bakmayın ama başlığa bakılıcak olursa size cevabım şöyle ‘Anti-Sosyal biri olarak cevap veremicem :). ‘ olurdu.
5) Kendini film yıldızı sana gerzek blogcular.
Vay! Bu şey bendede var :). Var derken artist falan değilim. Sadece Sesebian ( Sefa Abi) gibi blogcuların benimle konuşabiliceğini hiç düşünmemiştim fakat link takas istediğim zaman hemen kabul etmişti. Tabi karşı tarafa yansıtmamıştım heyecanımı ve sevincimi o ayrı. Ama blogkürede böyle bi b.okluk var. PageRank değeri 4-5 olan blog yazarlarının bazıları havalanabiliyor. Ben usta yazarım acemilerle işim olmaz gibisinden :). Ama olsun bana göre onları görmedikçe sorun yok! Gördükçe sinirlerim atıyor o ayrı.
Not: Mime cevap yazıp da unuttuğum varsa lütfen hatırlatsın. Hala yanıt vermeyenlerinde:
- blogu çöksün,
- bilgisayarı patlasın,
- klavyesinden böcekler,
- fareler çıksın,
- mausu canlı fare olup ağzına girsin,
- çocuğu internetsiz kalsın,
- internete giremez olsun,
- vs vs





20 Temmuz 2008 saat02:45
Son Not biraz ağır olmamış mı
20 Temmuz 2008 saat08:18
Hiç de bile. Böyle önemli bir konuda tecrüblerini belirtmeyenlerin yüzüne tükürülse yeridir diye düşünüyorum.
20 Temmuz 2008 saat18:32
Çok harika bir paylaşım, bu paylaşımı başlatan ve paylaşıma katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim.
20 Temmuz 2008 saat21:46
“Türkiye‘nin gelişimi bloglara bağlıdır.” Maalesef katılmıyorum. Blogcular olarak biz çalıp, biz oynuyoruz. Blogculuk=Etme Bulma Dünyası
20 Temmuz 2008 saat21:56
@erdal ben kesinlikle bu düşünceye katılmıyorum. Bir hikaye vardı şimdi tam aklımda değil. Diyodu ki : “Hiç birşey olamıyosan bi çalı ol, ama o çevredeki en iyi çalı”
22 Temmuz 2008 saat11:17
Burada haddi aşan bir tespit yok mu? Kişilerin soru soranlara yanıt vermemesinden aşırı anlamlar çıkartıyorsunuz gibi geldi bana…
Kişi aktif olarak “haydi oradan, senin gibi acemilerle işim olmaz” derse haklısınız, ama sadece cevap vermemesinden meşgul olduğu gibi iyi niyetli anlamları da çıkartabilmenizi dilerim.
————————————————
Sadece belli konulara özel yazı yazılması ve kaynak belirtilmesi konularını destekliyorum.
22 Temmuz 2008 saat13:30
Ben de kendi fikrimi belirteyim:
-Edepli olun. (#)
23 Temmuz 2008 saat11:29
Türk Blog Yazarlarına yakışır bir blog yazarı olabileceğimi düşünmeye başladım. Büyüklerimizle aynı düşünceleri paylaşıyorum. Seo için yazılan yazılar için konuşacak olursam bir blogda tüm yazıları gözden geçirmek isterim, yenileri tek tek okumaya çalışırım. Ama spam içerikli siteler beni 30 sn bile sitede tutamıyor. Google amca beni oraya sürükledi evet ama ben sadece o içeriği okuyup geri çıktım. Kişi sizce ziyaretçi mi kazandı? Bence hayır, bir bilgisayardan 30 sn izlenim aldı, daha ziyaret edilmemek üzere. Çok yanlış bir hamle. Blog yazarlarımızın birbirinden habersiz bu konuya değinmesin bişeylerin değişebileceğini gösteriyor. http://www.ozgurlog.com/web-sitenize-kopya-icerik/ yazmıştım, çalıntı içeriği kendi düşüncem gibi aktardım. Fakat çok gerçekçi davranmışım
. Okumanızı öneririm. Şu an gerçekten çok mutluyum, doğru yolda ilerlediğimi düşünüyorum.
01 Ağustos 2008 saat04:28
Son not biraz ağır :))
06 Ağustos 2008 saat11:11
Blog ve blog yazarlığı konusunun ne anlama geldiğini sanırım ülkemizdeki blogcuların %90′ı, belki de daha fazlası bilmiyor. Türkiye’de blog denilince, kişinin tamamıyla kendisine ait, canı nasıl isterse öyle davranma özgürlüğüne sahip, kimseye karşı bir sorumluluğu bulunmayan, adeta “kişinin kendisine özel bir kamusal alan” gibi algılanıyor.
Oysa, blog yazmayı düşünen ve işe başlayan bir insan, evvela bu işe başlamakla sınırsız, sorumsuz ve denetimden uzak bir alana sahip olduğu düşüncesinde değil; aksine, hitap etmek istediği okuyucularına ve ziyaretçilerine karşı sosyal ve kültürel bir görev üstlenmiş olduğunun bilincinde olmalıdır. Blogunda herhangi bir konuda yazan insan, yazdıklarının (sayısı belirsiz olsa da) birtakım insanlar tarafından okunacağını ve bir değerlendirmeye tabi tutulacağının hesabını yapmalıdır. Bu nedenle blog, denetimsiz, sınırsız ve sorumsuz “kamusal bir alan” değil, aksine, kendisi ile aynı kültürde yetişmiş insanların denetiminde olan bir alan halini almaktadır.
Toplumsal kültür 3-5 senede oluşan bir birikim değildir. Kültür, içerisinde geliştiği toplumun asırlar süren bilgi, düşünce ve ahlak birikimidir. Blog yazarı, yazdıklarıyla öncelikle içerisinde yaşadığı kültür ortamından ne kadar nasiplenmiş olduğunu herkese ilan etmiş olmaktadır. Yazdıklarının okunulabilirliği aynı zamanda kendisinin de kalitesini ortaya koymaktadır.
Diğer yandan, blog yazan kişi (her ne kadar farkında olmasa da) içinde yaşamakta olduğu toplumsal kültüre yazdıklarıyla bir damla miktarınca katkıda bulunmuş olduğunu fark edebilmelidir. Toplumsal kültür, neticede damla damla meydana gelmiş bir büyük okyanus gibidir. Bu çerçevede blog yazarı gerek blogunun ve gerekse blogunda yazdıklarının devletin kanunlarına aykırılık teşkil etmese ve herhangi bir suç unsuru oluşturmamış olsa da neticede yine de “sınırsız ve sorumsuz” olmadığının ve olamayacağının farkında olmalıdır.
13 Ağustos 2008 saat22:39
blog dünyası daha kötü durumda,nasıl bir ara forum çılgınlıgı vardı,çöp forum dolmustu heryer,blogküre daha kötü hale gelecek..! demedi demeyin
13 Eylül 2008 saat11:12
teşekkürler çok yararlı bir site